Tehlike Altındaki Türler Yasası

1973 Tarihli Bu Yasa Hayvanları Nasıl Koruyor?

Bir deniz ineği, Florida’da tertemiz ve ılık bir kaynak suyu boyunca süzülüyor. Bir boz ayı, Yellowstone Park’ında lezzetli bir alabalık yakalıyor. Bir kel kartal, Washington D.C.’deki Amerikan Kongre Binası’nın yakınlarında yükseliyor. 

Yaklaşık 50 yıl öncesine kadar bu canlılar Amerika Birleşik Devletleri’nin federal (veya milli) yönetimleri tarafından koruma altına alınan ilk türler arasındaydı. Ve bu üç tür de Tehlike Altındaki Türler Yasası sayesinde yok olmanın eşiğinden döndü.

Yaban Hayatının Yardıma İhtiyacı Var

Amerika’daki Yerliler binlerce yıl boyunca tüm bu canlılarla iç içe bir yaşam sürdü. Yerli halk, hayvanların çevresel yaşam koşullarını değiştirmelerine rağmen -örneğin tarım yapmak amacıyla toprağı yakarlardı- türlerin popülasyonlarının sağlıklı bir sayıda kalması için çok fazla hayvan avlamamaya son derece özen gösterirdi.

Ancak Avrupalı göçmenler 1800’lü yılların başlarından itibaren bölgeye yerleşmeye başladıklarında doğayla daha farklı bir ilişki geliştirdiler: Ev yapmak ya da kasabalar inşa etmek için ağaçları kestiler; yemek, araç gereç ve hatta sadece spor için bile hayvanları gönüllerince öldürdüler. 

1800’li yılların sonlarına gelindiğinde, Amerika’daki bazı canlı türlerinin başının çok büyük belaya girmişti: Fazla avlanma sebebiyle Amerika’daki bizon popülasyonu bir asırdan az bir süre içinde 30 milyondan yalnızca birkaç yüze indi. Kuzey Amerika’da en fazla bulunan kuş türü olan milyarlarca göçmen güvercin, sadece birkaç on yıl içinde gökyüzünden silindi, çünkü bir sürü insan onları spor olsun diye avlamıştı. 

Hayvanların bu hali 1900 yılında Kongre’yi Amerika’nın ilk yaban hayatı koruma yasası olan Lacey Yasası’nı çıkarmaya itti. Bu yasaya göre, yasadışı yollarla avlanan hayvanların alınması ve satılması suç sayılıyordu. Fakat maalesef, 1914 yılı itibariyle nesli tükenecek olan göçmen güvercinler için geç kalınmış bir koruma kararıydı bu.

İlerleyen yıllarda Kongre, hayvanları korumak amacıyla daha fazla yasa çıkardı ama birçok hayvan popülasyonu giderek azalmaya devam ediyordu.

Kongre Harekete Geçiyor

Kongre, sayıları giderek azalan balıklara ve yaban hayatı popülasyonuna sahip çıkmak için toprak ve su kaynaklarını koruma altına alan Tehlike Altındaki Türler Yasasını 1966 yılında imzaladı. Ancak yasada bu türlerin nasıl korunacağını düzenleyen herhangi bir kural yoktu. Bu nedenle, Kongre üç yıl sonra yasanın ismini Tehlike Altındaki Türleri Koruma Yasası olarak değiştirdi ve yasanın içeriğini avlanmanın kısıtlanmasını kapsayacak şekilde genişletti. Ayrıca, yasanın yeni hali Amerika Birleşik Devletleri sınırlarının dışında kalan tehlike altındaki türleri da kapsıyordu.

Aynı yıl, 1969’da Kaliforniya kıyılarındaki bir petrol kuyusu platformu parçalandı ve Amerika Birleşik Devletleri’nde o zamana kadar yaşanan en korkunç petrol sızıntısına sebep oldu. Tam üç milyon galon petrol okyanusa döküldü; sahiller kaygan, siyah bir petrole bulandı ve bu da binlerce hayvanın ölümüne yol açtı. Bu olaydan sonra hükümetin petrol şirketine güvenlik uygulamalarının dışına çıkması için özel bir izin verdiği öğrenildi. Eğer bu izin verilmeseydi, sızıntı önlenebilirdi.

Amerika halkı çok üzgündü ve o zamanki Başkan Richard Nixon siyaha bulanmış sahillerde yürürken bir şeylerin değişmesi gerektiğinin farkına vardı. 1970 yılında Çevre Koruma Ajansı’nı kurdu ve Kongre’yi 1973’teki Tehlike Altındaki Türler Yasasını çıkarması için zorladı.

Yasa, tehlike veya risk altındaki türlerin ne anlama geldiğini resmi olarak tanımlayan, bitkileri ve omurgasız hayvanları koruma altına alan ilk yasa oldu, listelenen hayvanların avlanmasını tamamen yasakladı ve bu türlerin korunması için maddi bir fon sağladı. Ve en önemlisi, tüm bu bitkilerin ve hayvanların hayatlarının bağlı olduğu habitatları koruma altına aldı.

Nixon, yasanın çıktığını duyurduğu konuşmasında şöyle demişti: “Çok zengin bir yaban hayatı ile kutsanmış bir ülkemiz var ve bu yaşamın korunmasından daha önemli ve paha biçilemez hiçbir şey yok.” Yasanın yürürlüğe girdiği ilk yıl, listeye 78 tür eklendi ve bu türler Tehlike Altındaki Türler Yasası kapsamında korumaya alındı.

Tehlike Altındaki Türler Yasası Nasıl İşler?

Bilim insanları, dünya üzerinde ulaşabildikleri kadar türe ulaşıp sayım yaparak bu türlerin popülasyonları hakkında bir tahminde bulunurlar. Daha sonra, habitatlarının sağlıklı olup olmadığına, türlerin insanlar tarafından nasıl kullanıldığına, muhtemel hastalıklara ve diğer etkenlere bakarak nesillerinin tükenme riski olup olmadığını anlamaya çalışırlar. Eğer bilim insanları bir türün yakın zamanda tehlike altına gireceğine dair kanıtlar bulursa, bu tür tehdit altındaki tür olarak adlandırılır. Bir hayvan türü listeye eklendiğinde, yasa bu hayvanın yakalanmasını, vurulmasını, avlanmasını ya da hayvana zarar verilmesini suç sayar.

…Bir tür listeye alındıktan sonra üç aşamadan geçirilir: İlk olarak, uzmanlar bu türe yönelik en temel tehdidi azaltır veya yok ederler. Yani, daha az ağaç kesilmesini ya da tarlalarda daha az kimyasal ilaç kullanılmasını sağlarlar. İkinci aşamada, kurtarma ekipleri popülasyonu yakından takip eder ve türün sayısının artması için üremelerine yardımcı olur. Son olarak, popülasyon büyüklüğüne, habitatların sağlık durumuna bakılır. Risk ortadan kalktıysa ve tür artık tehdit altında değilse, listeden çıkarılır. İşte bu!

Bugün Nasıl Korunuyorlar?

Yasa hala bazı eleştiriler alıyor. Bazı insanlar, iş hayatını ve özel mülk sahiplerini kötü etkiler diye toprağın kullanımına kurallar koyulmasını hoş karşılamıyor. Ayrıca, bir alanın hayvan habitatı olarak belirlenmesini de tartışmaya açıyorlar: Örneğin, gri kurtlar aslında Kuzey Amerika’nın her yerinde dolaşırlardı ama bugüne geldiğimizde küçük bir alana çekildiklerini görüyoruz. Gri kurtların popülasyonları sabit, yani tehlikede değil, peki yine de onları tarih boyunca yaşadıkları geniş topraklara yeniden getirmeli miyiz?

Bugün, Tehlike Altındaki Türler Yasası 2,000’in üzerindeki bitki ve hayvan türünü koruyor ve onlara sahip çıkıyor. Amerika’daki kambur balinalar ve yeşil su kaplumbağaları; yerli siyah ayaklı dağ gelincikleri ve Karner mavi kelebekleri; hatta dev pandalar ve kaplanlar gibi yabancı türler bunlardan bazıları. Listelenen türlerin yaklaşık %99’unun nesli tükenmekten kurtarıldı. Biyolojik Çeşitlilik Merkezi’nin bir araştırmasına göre ise 200’ün üzerinde canlı türü bu yasa olmasaydı yok olacaktı.

İşte bu yüzden, bir gün bir yerlerde bir deniz ineği, bir boz ayı ya da kel kartal görürseniz Tehlike Altındaki Türler Yasası’na teşekkür etmeyi unutmayın!

Yazar: Elızabeth Hılfrank

İçeriğin orijinal hali için: https://kids.nationalgeographic.com/history/article/endangered-species-act (Kısaltılarak çevrilmiştir.)

İngilizceden Çeviren: Hande Tuhanioğlu

Similar Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.